7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaşananlar, insanlık tarihinin en ağır trajedilerinden biri olarak
önümüzde duruyor. Evler yıkıldı, hastaneler bombalandı, okullar hedef alındı. Çocuklar, kadınlar,
yaşlılar, sağlık çalışanları ve gazeteciler katledildi. Tüm dünyanın gözleri önünde, canlı yayınlarla
milyonlarca insan evinden edildi; açlık, susuzluk ve ilaçsızlıkla ölüme mahkûm edildi. Gazze’de
yaşananları yalnızca rakamlarla anlatmak mümkün değildir. Orada zikredilen her rakamın bir adı, bir
annesi, bir babası, bir çocuğu, bir hikâyesi var. Bir çocuğun yarım kalan oyunu, bir annenin evladına
sarılamaması, bir babanın ailesini koruyamamanın acısıdır Gazze.
İnsanlık, tarihte belki de ilk kez bir soykırımın görüntülerini anbean izledi. Bombaların düştüğünü,
hastanelerin vurulduğunu, çocukların enkaz altından çıkarıldığını gördü. Buna rağmen uluslararası
sistem, yaşanan vahşeti durdurmakta yetersiz kaldı; hatta bazı devletler İsrail’e siyasi, askeri ve
ekonomik destek vermeyi sürdürdü.
Bu tablo, yalnızca İsrail’in değil, zulüm karşısında sessiz kalan uluslararası düzenin de ağır bir
sınavıdır. Biz Memur-Sen olarak bu sınavda tarafımızı açıkça ilan ediyoruz: Biz mazlumun yanındayız.
Biz Gazze’nin çocuklarının yanındayız. Biz hakkın, adaletin ve insanlığın yanındayız.
Gazze’de işlenen suçların cezasız kalmasını kabul etmiyoruz. Katiller sürüsü İsrail’in işlediği suçların
üzerinin siyasi hesaplarla örtülmesine razı değiliz. Uluslararası hukuk herkes için varsa İsrail için de
vardır. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kim tarafından işlenirse işlensin soruşturulmalı,
sorumlular bağımsız ve adil mahkemeler önünde hesap vermelidir.
Netanyahu ve savaş suçlarından sorumlu İsrailli yöneticiler, alkışlanacak isimler değil; adalet önünde
hesap vermesi gereken kişilerdir. Batı Şeria’da Filistinlilerin evlerine, topraklarına ve hayatlarına
yönelik saldırılar sürerken; Gazze’de ateşkesin gölgesinde dahi Filistinliler öldürülmeye devam
ederken susmayacağız. Çünkü biliyoruz ki mesele yalnızca Gazze değildir. Mesele, insanlığın zulüm
karşısındaki tavrıdır. Mesele, güçlü olanın hukuku belirleyip belirleyemeyeceğidir. Mesele, çocukların
milliyetine, dinine, coğrafyasına bakılmaksızın yaşama hakkının savunulup savunulmayacağıdır.
Buradan bir kez daha söylüyoruz: Filistin yalnız değildir. Memur-Sen olarak Filistin halkının meşru
haklarının ve özgürlük mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Kudüs özgür olana, Filistin
kendi topraklarında özgürce yaşayabilene kadar adalet çağrımızı sürdüreceğiz.
Biliyoruz ki zulüm ne kadar büyük olursa olsun sonsuza kadar sürmez. İşgal kalıcı değildir. Zulüm
kalıcı değildir. Soykırımcı İsrail de adaletten kaçamayacaktır.
Bugün dünyanın güçlüleri tarafından korunuyor olabilirler. Fakat tarih, hiçbir zulmü sonsuza kadar
korumaz. Dün nice zulüm düzenleri tarihin karanlığına gömüldü; bugün de zulmün sahipleri aynı
akıbetten kurtulamayacaktır.
Bizim sözümüz nettir: Oradaki ülkenin adı Filistin’dir. Hep vardı hep var olacak, gecekondu yapılar ise
yıkılıp gidecekler. Geçici olan işgal ve zulümdür. Kalıcı olan ise Filistin halkının iradesi, toprağı ve haklı
davasıdır.
Memur-Sen olarak Gazze’de ve Filistin’in tamamında hayatını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle
anıyor; yaralılara acil şifalar, yakınlarını kaybedenlere sabır diliyoruz.
Ve buradan, bulunduğumuz her yerde aynı çağrıyı yükseltiyoruz:
Soykırıma son verin.
İşgale son verin.
Filistin’e özgürlük.
Kudüs’e özgürlük.
Filistin’e adalet.
Yaşasın Filistin.
Yaşasın Filistin’in özgürlük ve adalet mücadelesi.
